NE OKUSAM?

25 Temmuz 2019 Perşembe

KUŞLAR DA GİTTİ- YAŞAR KEMAL

Okuduğum ilk Yaşar Kemal kitabı. Görünen o ki son da olmayacak. Kuşlar Da Gitti... 
Semih, Süleyman ve Hayri. Üç arkadaş ve aynı zamanda yoldaş. Aynı yolun yolcuları. Çadırlarda ikamet eden sokak çocukları. Tek dertleri biraz karın tokluğu biraz da hayallere ulaşmak. Ama ah İstanbul. İstanbul.. Sen acaba kaç kişiye hayallerini verdin? Çok hayal kurdurdun da kaç hayali hayalperestlerin önüne serdin? Bir, iki, beş, on, belki de milyon. Belirsiz. Üç çocuğun tek derdi yakaladıkları yabani kuşları camide, pazarda, orada, burada satıp(alan kişi kuşu özgürlüğüne kavuşturuyor) karın doyurmak ve hayallerine ulaşmaktı. Ama İstanbul ve içindekiler artık eskisi gibi değildi. Artık acıma duyguları zayıflamış insanlar öte tarafa hiç bakmıyor. Hal böyle iken bizim kafadarlar da aç ve hayalperest olmak durumunda yani zorunda kalıyor. Ölen insanlığı arayan çocuklar o insanlara aslında bir fırsat sunuyor ama artık çok geç. İnsanlık çoktaaaan mezarına girmiş, sapmaya kafayı atmış, yerine de bi güzel yerleşmiş. O giden kuşlar var ya. Hani şu kitabın sonunda, son sayfasında anlatılan kuşlar. İnsanlık da o kuşlar gibi gitmiş. Gitmiş... Gitmiş be abi. Anasını bellediğimin insanlığı o kuşlar gibi gitmiş. Gitti be abi. Kuşlar da gitti.
Güzel bir kitaptı. Tanışmak için iyiydi. Zira kısacık bir roman. Okurken sanki Yaşar Kemal'in anılarını okuyor daha doğrusu bir anı kitabı ve belki de bir günlük okuyor gibi hissettim. Bilmiyorum belki de her sayfada Yaşar Kemal'i okudum. İyi ki okudum. Tavsiyemdir. İyi okumalar.

Okuyucuya Not: Yazdıklarım saçma gelebilir belki ama okuyunca anlayacaksınız.

Diğer roman incelemelerim için tıklayın

Kitaptan Alıntılar;

"Azat buzat, bizi cennet kapısında gözet!"
Gözet be, gözet ulan, gözet anasını avradını, lan gözet..."

"Belki bir yerlerde, bir köşelerde kuş alıp salıverecek kadar yüreği yufka birkaç insan kalmıştır, kim bilir, belki."

"Şu taksim alanında biribirlerini ezenler, o kadar insanın içinde hak tu, diye ortalığa tükürük savuranlari sümkürenler, sümüklerini ağaç gövdelerine sürenler, hasta yüzlüler, vıcık vıcık boyalılar, suratlarından düşen bir parça olanlar, düşman gözlüler, gülmeyenler, biribirlerine düşmanlar gibi, biribirilerini yiyecekmiş gibi, biribirlerinin gözlerini oyacak, kuyusunu kazacaklarmış gibi bakanlar, korkanlar, utananlar, bunlar mı, korkanlar, ben ben, ben, diyenler, bunlar mı? Kuşlar da gitti... Giden kuşlarla..."

"İnsanlık öldü mü?" dedim.
"Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"

"Bak be abi, bak be ayaklarıma. Bak be... Nasıl da şişti! Bak be abi... Dün sabahtan akşama kadar İstanbulun dolaşmadığım yerini bırakmadım, bir tek kişi, bir Allahın kulu bile, bir bir, bir tek Allahın kulu bile, şu benim cennetim ahiretim için deyip, bir iki buçukluk verip de bir tek kuş bile uçurmadı. Bu İstanbul gavur olmuş, gavur, gavur, gavur tüm gavur olmuş abi.."


Kuşlar Da Gitti Yaşar Kemal



24 Temmuz 2019 Çarşamba

ELVEDA GÜLSARI- CENGİZ AYTMATOV

Okuduğum üçüncü Aytmatov kitabı. Elveda Gülsarı.. Aytmatov bu kitabında da Orta Asya bozkırlarından vazgeçememiş. Yine konuşacak, konuşturacak bir hayvan bulmuş ve yine şimdiki zamanda geçmişe yürümüş. Aytmatov genelde kurtlarla konuşurdu ama bu kitapta bozkır hayatının vazgeçilmez parçası bir atı kendine konu edinmiş. İçerik olarak her kitabında olduğu gibi bozkır hayatı, dönemin Rusya'sı ve yine dönemin insan ilişkileri ve devir değiştikçe zamane gençlerinin de nasıl değiştiğini anlatmış ve tabi ki eleştirmiş. Güzel bir kitaptı. Tavsiyemdir. İyi okumalar.

Diğer roman incelemelerim için tıklayın
Diğer Aytmatov kitapları için tıklayın

Kitaptan Alıntılar;

"-Uç yabankazı uç! Kanatların yorulmadan arkadaşlarına yetiş! diye derin bir iç çekti.
Sonra:
-Elveda Gülsarı! Elveda! dedi."

"İyi kadın kötü erkeği zor(güçlü) kılar, kötü kadın iyi erkeği hor kılar, demiş atalarımız."

"Neden herkes böyle yapıyor, birbirlerine yaranmak için yapamayacağı şeyleri vadediyor?"

"Bilirsin, bir kız iyi bir ere düştüğü zaman daha da güzelleşir, gözleri yaldır yaldır parlar, gül gibi olur. Ama kötü birine düşerse solar gider, çöp gibi kalır. Baktıkça yüreğin sızlar."

Cengiz Aytmatov Elveda Gülsarı

19 Temmuz 2019 Cuma

20. YÜZYIL TÜRK ŞİİRİNDE BEŞ ŞAİR(TEVFİK FİKRET, MEHMET AKİF, YAHYA KEMAL, NAZIM HİKMET, NECİP FAZIL)

Kütüphanede gezinirken gözüme çarpan ve açtığım ilk sayfada rastladığım anekdotla içimde okuma isteği uyandıran bir kitap oldu "Beş Şair"
Yazarımız Sadettin Kaplan Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Nazım Hikmet ve Necip Fazıl'ı kendince ve her yönüyle incelemiş. Her yönüyle derken gerçekten her yönüyle.. Misal Necip Fazıl'ın soyunu merak edebilirsiniz veya Tevfik Fikret'in tipini, Yahya Kemal'in huylarını, Mehmet Akif'in edebi kişiliğini, Nazım'ın şiirlerini okumak ve öğrenmek isterseniz açın bu kitabı okuyun. Bu başlıkların dışında daha başka başlıklar da bulacaksınız kitap da. Bu başlıkların hepsini okudum mu? Hayır. Ama bu kitap akademik olmayan bir başucu kitabı bu beş şairimizle ilgili. Kütüphanenizde her daim bulunabilir. Tavsiyemdir. İyi okumalar.


9 Temmuz 2019 Salı

ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ- JOSE SARAMAGO

"Ölüm hak miras helal"
"Her nefis ölümü tadacaktır"
"Ölümlü dünya"


Hayal kırıklığı..
Jose Saramago.. Ölüm bir varmış bir yokmuş... Varmışı anladık da yokmuşu nasıl oluyor? Saramago bu kitabında alıştığımız, benimsediğimiz ve belki de hazırlandığımız ölüm ortadan kalkarsa nolurdu onu düşünmüş ve yazmış.
Ülkenin birinde ölüm faaliyetlerini durdurursa acaba bu iyi mi olur kötü mü? Bu sorunun cevabı aslında kitabın türünü de yansıtıyor. Kitabı okumadan önce ölümsüzlük belki de iyi bir şey gibi gelebilir. O zaman bu kitap ütopik bir kitaptır. Kitabı okuduktan sonra ise bu kitap distopik bir kitap olur. Bir düşünün ağır bir trafik kazası geçirdiniz ve ağır yaralısınız. Yaranız ve acınız kalıyor ancak ölemiyorsunuz. Bunu kim ister? Bu yazıyı okuyan sizlerin şu an anlayacağı üzere aslında bu kitap ne ütopik ve de distopik. Kitap tam bir hayal ürünü. Belki de bilim kurgu. Ölüm hep kapımızda, elinde zarf filan da yok.
Kitabın üzerine biraz daha eğilelim. Şahsen ben kitabı iki bölüme ayırdım. İlk bölüm ölümün faaliyetlerini durdurduğu ülkede yaşananlar üzerine. İkinci bölüm ise ölümün özel hayatı ve viyolonselciyle olan ilişkisi. Her iki konuda güzel işlenmiş ama bir sıkıntı var. Yazar bu kitaptan azıcık sıksa iki ayrı hikaye çıkarabilirmiş. Bunu  neden söyledim? İlk hikaye olan ölümün çalışmadığı ülkedeki durum araya kaynamış. O ülke sonunda noldu? Valla bilmiyorum. Hayal kırıklığı kısmı işte bu. Ha bir de kitabın içinde siyasi göndermelerde var ince ince.
Dil gayet akıcı. Dilde problem yok da ilk başladığımda baskı hatası var diye düşündüren cümleler de olmasa daha iyiydi. Sayfalar geçiyor ama cümle bitmiyor. Paragraf gelmiyor, nokta ufukta görünmüyor. Aslında cümlelerde paragraflar da anlam olarak baktığımda bitiyor ama yazar tarz yapıyım demiş galiba. Kasıtlı bitirmiyor. Bu tarz okurken nefes nefese kalmamı ve anlamamı zorlaştırdı. bu kitap da üç beş noktaya beş on paragrafa neler vermezdim.
Velhasıl, yazarımız noktaları ve paragrafları az biraz kullansaymış ve ölümün terk-i diyar ettiği ülkenin akıbetini de bize hayrına söyleseymiş tadından yenmez bir kitap olurmuş. Şu an bunları yazarken acaba kitabın eleştirdiğim bu yönlerinde bir ironi mi var diye düşünmeden de edemiyorum. Bilen varsa söylesin merakımı gidersin. Her şeye rağmen okunur ve güzel bir kitap. Tavsiyemdir. İyi okumalar.

Kitaptan Alıntılar;

"eller açılıp kapandıklarında, okşadıklarında ya da vurduklarında, gözyaşlarını sildiklerinde ya da bir gülümseyişi gizlediklerinde, bir omza konduklarında ya da veda ettiklerinde, çalıştıklarında ya da hareketsiz kaldıkların, uyuduklarında ya da uyandıklarında konuşurlar."

"Görev icabı birçok müzik türü dinlemiş olan, özellikle de chopinin ölüm marşı ile beethovenin üçüncü senfonisinin adagio assai bölümünü iyi bilen ölüm, upuzun yaşamında ilk kez söylenenlerle söyleniş tarzı arasında mükemmel bir bağın nasıl olabileceğinin ayrımına vardı."

"sol el viyolonsel icrasında en zor işi üstlenir, buna karşın sağ ele göre çok daha az alkışlanır."

"Herkesin yaşamında kendini zayıf hissettiği anlar olmuştur, böylesi bir durumlar bugün itibarıyla karşı karşıya değilsek eğer, bir gün karşı karşıya kalacağımızdan emin olabiliriz."

"Milletlerin ortak bilinci, istisnası olmayan kaidenin bulunmadığını söyler,"

"Sen sözcüklerin nesnelere iliştirilen etiketler olduklarını bilmiyorsun galiba, sözcükler nesne değildirler, nesnelerin gerçekte nasıl olduklarını, hatta gerçekte nasıl adlandırıldıklarını bile hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz, çünkü onlara verdiğimiz isimler, adı üstünde onlara verdiğimiz isimlerdir yalnızca."

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş Jose Saramago

8 Temmuz 2019 Pazartesi

HİKAYELERİM- NECİP FAZIL KISAKÜREK

Şiirlerine hayran olduğum ve bir çok türde eseler vermiş Üstad Necip Fazıl'ın hikayelerini de okumak nasip oldu. Kitaba başladığım zaman "Allah Allah, Üstad niye böyle yapmış acaba?" demeden kendimi alamadım. Zira hikaye deyince ilgi çekici ve insanı derinden vuran olaylar gibi bir algım vardı. Kitabın başlarında da bunu göremeyince neredeyse kitabı bırakacaktım ama sonradan şunu fark ettim. Necip Fazıl hikayeleri aslında sıradan hikayeler değil. Bu hikayeler aslında hayatın ta kendisi ve bu hayata karşı Üstad'ın kendince yorumları. Nasıl mı? Bence rahmetli Necip Fazıl hayatında yaşadığı ve şahit olduğu olayları ve insanları küçük olaylarla hikayeleştirmiş. Misal bir gün bir kahveye ya da benzer bir yere gitmiş bir adamı gözlemlemiş, sohbet etmiş yazmış. Başka bir gün bir olay görmüş veya başına bir olay gelmiş oturmuş yazmış. Fakat bu yazılarda sadece olayları değil hikayeye yedirerek kendi görüşlerini, toplumun kendince aksak yönlerini gözümüzün önüne sermiş ve eleştirmiş. Bu yönüyle bu kitap bir deneme kitabı bile olabilir. Bir de kitapta benim açımdan en değerli bölüm Vasiyet kısmıdır. Bu bölüm bir hikaye değil bildiğiniz Vasiyetnamedir. Fakat bu vasiyette ne para ne pul ne de arazi var. Bu vasiyet fikrin ve ölümün vasiyeti. Vasiyeti şu an hayatta olmayan ve hayatı mücadeleyle geçmiş birisinin, bir fikir adamının yazdığını düşünerek okursanız değerini benim kadar sizlerde anlayacaksınız.
Dil konusuna değinmeye gerek bile görmüyorum. Üstad'dan bahsediyoruz.
Velhasıl gayet güzel ve yukarıdaki uyarılarımı dikkate alarak okumanızı ve kesinlikle okumanızı isterim. İyi okumalar.

Kitaptan Alıntılar;

"Başlangıçta dümdüz bir alın gibi hiç bir şey ifade etmeyen elbiseler, atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hafızadır."

"Fertleri öldürenler zindana atılıyor da cemiyeti öldürenler neden ceza görmüyor?"

"Bütün sır örtüde.. Örtü, kadının manasına, aranması, bulunması, erişilmesi lazım bir derinlik veriyor. O manayı zorlaştırıyor, griftleştiriyor, kıymetlendiriyor. İdeal.. İdeal işte budur: Aranması, bulunması, erişilmesi gereken gaye... Kadın, vücuduyla idealden bir çizgidir ve mutlaka perde arkasında, göz ufkunun gerisinde el uzanır uzanmaz tutulamayacak bir noktada olmalıdır."

"Suratımızdaki uzuvlar ancak ölüm halinde müşterek bir lisana kavuşurlar ve aynı şeyi söylerler. Ölüm!"

Vasiyet-1
"Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyetimdir."

Vasiyet-2
"Büyük Doğu- b.d. Yayınları" kitabevi kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali, dikkatsiz ve ciddiyetsiz, hürmet ve haşyetten mahrum ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun" onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu, bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum."

Vasiyet-3
"Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerim üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgahını başına yıkınız!"

Vasiyet-4
"Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!"

Vasiyet-5
"Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. Fakat imkan aleminde en küçük pay bulundukça, biricik dileğim, Ankara'da, Bağlum Nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın..."

Vasiyet-6
"Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum.. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna..."

Vasiyet-7
"Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Ne de, kim olursa olsun, kadın..."

Vasiyet-8
"Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu ne bu.. Sadece Fatiha ve Kur'an..."

Vasiyet-9
"Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'an.."

Vasiyet-10
"Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri.."

Vasiyet-11
"Beni de Allah ve resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!"



3 Temmuz 2019 Çarşamba

TÜRKİYE'NİN MAARİF DAVASI- NURETTİN TOPÇU

Türkiye'nin Maarif Davası ve yazarı Nurettin Topçu.. Yazar bir sosyolog ve eğitimci. Her ne kadar kitabın adından maarif yani eğitim geçse de bu kitap Türkiye'nin toplumsal yapısına nesnel bir bakış ve yol göstericidir. Kitabı okumaya başladığımda sadece eğitim ve eğitim sistemleriyle alakalı bir kitap okuyacağımı düşünürken değerli hocamızın eğitimden yola çıkıp topluma ışık tuttuğunu gördüm. Zira eğitim dediğimiz şey toplumun tümünü ilgilendirmez mi? Eğitilen nesiller yarınlarda bu toplumun bir ferdi olup geleceğimizi çizmeyecek mi? Türkiye'nin Maarif Davası eğitim sistemindeki ve dolayısıyla toplumdaki sakatlıkları eleştirmiş ve bu sakatlıkların nasıl rehabilite edileceğine dair yerinde ve üzerinden düşünülmesi gereken öneriler sunmuştur. Belki de bu kitap isminden dolayı sadece öğretmenlerin veya eğitim camiasının okuyacağı bir kitap olarak düşünülebilir. Fakat bu düşüncenin yanlış olduğunu daha kitabın başlarında anlamış bulundum. Ülkemizde yaşayan her fert, eğitimci olsun olmasın bu kitabı almalı ve okumalı. 
Kitap baştan sonra "Millet Maarifi", "Mektep", "Muallim", "Maarif Davamız", "Orta Öğretim", "Okulda Ahlak" gibi eğitimle alakalı başlıklardan oluşuyor ise de yukarıda söylediğim gibi başta öğretmenlerimizin ve sonrasında da tüm Türk gençliğinin okuması gereken bir kitap. 
Kesinlikle tavsiye ettiğim bir başucu kitabıdır.

Kitaptan Alıntılar;

"Kalabalığın değer kaynağı olmayıp tahakkümle gafletin kaynağı olduğunu onlara Gandi'nin şu söziyle anlatabiliriz: "Kalabalık yüzüme tükürse bastığım yerin çok sağlam olduğunu anlarım"

"Daha mektepte iken köylünün altınlarını nasıl toplayacağını hesaplayan doktor veya hangi vasıtalarla apartmanlar sahibi olacağını tasarlayan hukukçu genç, elbette hocalarından insanı bir merhamet terbiyesi almamış demektir; bu yolda örnek verecek hocalardan okumamış demektir."

"Menfaat yaşamak ister, ahlak yaşatmak ister; bir arada asla barınamazlar."

"Meşrutiyetten bu yana, zaman zaman memlekette bir irtica yangını icat etmek ruh düşmanlarının taktiği haline geldi."

"Filozof Blondel'in deyişi ile "Herkesin tapacak putları var, dindarlar gibi en dinsiz olanların bile"."

"Din, sanat da değildir. Güzel seslerle Kur'an ve mevlit okunması dindarlık ifadesi değil, belki sadece dindarlık göstergesidir."

"Din müsbet ilim değildir. Dinin hakikatleri deneyle açıklanamaz ve dinde deneyle kontrolu yapılabilen evrensel kanunlara ulaşılmaz."

"Efes'i ziyareten önce gençlerimizi Yavuz Selim'in türbesini ziyaret ettirip de beş yüz yıllık ilim aşkıyla hürmeti tanıtan dinin sevdasını anlatmak kimsenin aklına gelmiyor."

"Bizim için madde ihtiyaç, mana iktidardır."

"İnkılap softası din dersini inkılaba aykırı bulurmuş! Beşerin tarihinde en büyük inkılapların dinler ve bahusus, İslam dini tarafından yapılmış olduğunu bilmemek onların şanındandır."

"Sokak, yarınki hayat bahçemizin fidanlığıdır."

"Daha yedi yaşında spor kulüplerinin zaferiyle öğünen ve etrafında kendine düşman arayan çocuğun ruhuna, yalnız başına mektep ne yapabilir?"

"Zira vücut zincirlenir, fikir zincirlenemez."

"Ebu Hanife, bir gün Bağdat'ta bir dostiyle beraber dolaşırken, yanlarından geçen gençler birbirlerine, "Bu adamı görüyor musun? Yatağını toplamış, geceleri uyumuyormuş. Hep ibadet ediyormuş." diye söyleşirler. Bunu dinleyen Ebu Hanife yanındaki dostuna "işitiyorsun ya, halk benim hakkımda nasıl düşünüyor. Söyledikleri varid değil. Ama madem ki beni öyle biliyorlar, bundan sonra uyumayıp bütün gece ibadet bana vacip oldu" diyor ve o günden itibaren yatağını topluyor."

"Cemiyette kendi hakiki yerini bulamamış, varlığının şuuruna ermemiş bir kadınlığı düşünürken bedbaht bir şair şu sözleri söylemişti: "Kızlarını okutmayan millet oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir; hüsranına ağlasın!" Ne doğru."

"Bütün hayatını Anadolu köylüsünün fazilet ve saadetine hasretmiş, mütevazı yaşayan büyük ruhlu bir nahiye müdürünün şu sözlerini düşünerek tasavvur ediyorum: "Üniversite profesörleriniz köy çocuğunu okutmaya başladıkları zaman memleket kurtulacaktır.""

"Televizyon bir iffet ve ahlak suçlusudur. Belki yakında aileler dükkan sergileri gibi kaldırıma dökülecekler."

"Nitekim "Osmanlıca" diye asırlar içerisinde gelişen Türk dili hançerlendikten sonra Batılı kelimeler dilimize kolayca akın etmeye başladı."

""Milletimin istiklalini kazandım, mektebimin istiklalinden vazgeçtim" diye övünmek sade bir vatan katiline yakışırdı."

"Kendisine şef ve önder arayan Müslüman Türk çocuğu, eğer kendinde irade kuvveti varsa, onu tarihte ve toprağının altında bulacaktır."

Nurettin Topçu Türkiye'nin Maarif Davası
Resim yazısı ekle